Ekonomide Erdoğan’ın popülist politikaya döneceği endişesi

Aram Ekin Duran

Türkiye’de 31 Mart’ta gerçekleştirilen yerel seçimlerin resmi olmayan sonuçlarına göre, ana muhalefet partisi CHP ilk kez 22 yıldır iktidarda olan AKP’ye karşı zafer elde etti. AKP’nin yenilgisinde yüksek enflasyon nedeniyle toplumdaki yoksullaşmanın etkili olduğu tahmin ediliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, seçim sonrasında yaptığı balkon konuşmasında “Enflasyon başta olmak üzere ekonomi programımızın sonuçlarını yılın ikinci yarısında görmeye başlayacağız” diyerek mevcut programın arkasında olduğu mesajını yineledi. 

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de sonuçların netleşmesinin ardından yaptığı ilk açıklamada, Eylül 2023’te açıkladıkları Orta Vadeli Program’a (OVP) “güçlendirerek kararlılıkla uygulamaya devam edeceklerini” belirtti.

Ana hedeflerinin enflasyonu kalıcı olarak tek haneye düşürmek olduğunu vurgulayan Şimşek, bunun için “sıkı para, seçici kredi ve gelirler politikasına ilaveten kamuda harcama kontrolü yaparak tasarrufu ön planda tutacaklarını” kaydetti.

Ancak ekonomistlere göre Şimşek’in ortaya koyduğu “rasyonel” politikaların enflasyonda kalıcı düşüş sağlanana kadar devam ettirilip ettirilmeyeceği belirsiz. 

DW Türkçe’ye konuşan uzmanlara göre, bir değişiklik olmazsa 2028’e kadar sürecek 4 yıllık seçimsiz dönemde AKP iktidarının ekonomide atacağı adımlar, Türkiye’nin yakın geleceği açısından belirleyici olacak. 

“Kemer sıkma politikaları gevşeyebilir, ikinci zam gelebilir”

31 Mart sonrasına akıllardaki en önemli sorulardan biri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim yenilgisinin faturasını Mehmet Şimşek ve ekibine çıkarıp çıkarmayacağı.

Erdoğan’ın dün geceki balkon konuşmasında, “Ülkemizin acil meselelerine daha fazla eğileceğiz, ekonomide yol haritamız olan OVP ve 12 kalkınma planımızı bugüne kadar kararlılıkla uyguladık. Enflasyon başta olmak üzere uyguladığımız ekonomi politikalarının olumlu sonuçlarını yılın ikinci yarısında görmeye başlayacağız” sözleri, mevcut programa desteğinin süreceği mesajı olarak değerlendirildi.

Ancak bu desteğin giderek azalacağı ve Erdoğan’ın popülist politikalara dönebileceği de düşünülüyor.

DW Türkçe’ye konuşan Kırklareli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Alçın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim sonrası yaptığı konuşmada uluslararası yatırımcılara Mehmet Şimşek önderliğindeki ekonomik programın devam ettirileceği mesajını verdiği kanısında.

Zaman içinde AKP’nin kaybettiği oyları geri kazanmak isteyeceğine işaret eden Prof. Alçın, “Cumhurbaşkanı Erdoğan her ne kadar balkon konuşmasında mevcut ekonomi politikasının devam edeceğini söylemiş olsa da emekliler başta olmak üzere farklı toplum kesimleri açısından önümüzdeki süreçte biraz daha iyileştirici, gelir artırıcı politikalar izlenebileceği sinyalini de veriyor. Dolayısıyla Mehmet Şimşek’in uygulamak istediği kemer sıkma politikalarını gevşetebileceği mesajı veriyor” öngörüsünde bulunuyor.

Hükümetin kaybettiği toplumsal desteği geri kazanmak için Temmuz ayında asgari ücrete ikinci bir zammı da gündemine alabileceğini dile getiren Sinan Alçın, şu görüşleri dile getiriyor: 

“Böyle bir tabloda mali disiplini uygulamak mümkün olmayacaktır. Enflasyonla mücadele yerine istihdamı ve üretimi ön plana alan sürece geri dönülebilir. Çünkü Mayıs seçimlerinden bu yana geçen 11 ayda yeni ekonomi programı, CDS’lerin düşmesi dışında somut bir kazanım elde edemedi. Ne enflasyon düştü ne de Merkez Bankası rezervleri arttı. Erdoğan bu yüzden popülist bir ekonomi programına geri dönebilir.”

“Çabalar siyasi hedeflerin kurbanı olabilir”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın faiz indirimi ısrarı ile Eylül 2021’den itibaren yükselişe geçen enflasyon, Türkiye’yi dünyanın en yüksek enflasyona sahip ülkelerinden biri haline getirdi. Son açıklanan Şubat 2024 verilerine göre, Türkiye yüzde 67’lik yıllık enflasyon oranı ile Arjantin ve Lübnan’ın ardından üçüncü sırada yer alıyor.

Merkez Bankası’nın 2024 sonu için enflasyon tahmini yüzde 36 olarak belirlenirken 2025 için yüzde 15,2 ve 2026 için yüzde 8,5 enflasyon hedefi konuldu. Ancak bu hedeflere ulaşılması hiç de kolay değil.

DW Türkçe’ye konuşan Koç Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kamil Yılmaz’a göre de Mehmet Şimşek şu anda ekonomide dizginleri elinde tutuyor görünse de Erdoğan iktidarının son 20 yılda olduğu gibi popülist politikalara geri dönmesi uzak bir ihtimal değil. 

Erdoğan’ın yeniden seçilebilmek için 2027 yılında bir erken seçim planladığına dair söylentilerin şimdiden konuşulmaya başlandığına işaret eden Prof. Yılmaz, “Seçilmek için yüzde 50+1’e ihtiyacınız olan bir sistemde, dün EYT’lilere emeklilik veren bir iktidar, seçim dönemi yaklaştıkça yine bu tür adımlar atabilir” diyor. 

Hükümetin 90’lı yıllardaki gibi yüzde 60’larda bir enflasyonu normalleştirmek isteyebileceğine de vurgu yapan Kamil Yılmaz şunları söylüyor:

“1 Nisan sonrasında Mehmet Şimşek’in kamuda hem harcama hem vergi alanında bir dizi önlemler almak isteyeceğini düşünüyorum. Erdoğan da şu anda bu adımlara sıcak bakıyor gibi görünüyor. Öte yandan şu anda Merkez Bankası’nda ehil kadrolar olsa da kısa vadede atılan doğru adımlar ve çabalar uzun vadede siyasi hedeflerin kurbanı olabilir. Çünkü mevcut Cumhurbaşkanlığı sistemi seçimi kazanmak için popülist politikaları adeta zorunlu kılıyor.”

Yeniden büyüme politikaları mı gelecek?

Türkiye ekonomisi, yüksek enflasyon ve deprem felaketinin yaşandığı 2023 yılında yüzde 4,5 büyüdü. Eylül 2023’te açıklanan OVP’de ise hükümet uzun yıllardır sürdürdüğü yüzde 5 ve üzeri büyüme hedefini 2024 için yüzde 4’e ve 2025’te yüzde 4,5’e çekmişti. 

Ekonomi yönetiminin seçimsiz dönemde enflasyonla mücadele için atacağı adımların Türkiye’nin büyüme performansını aşağı çekmesi bekleniyor.

TCMB Eski Başekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, enflasyonla ciddi bir mücadele için büyümenin yüzde 2’nin altına inmesi gerektiğini söyledi. 

Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Saray danışmanlarında enflasyonla mücadele ederken büyümeden taviz verilmemesi görüşünün hakim olduğu belirtiliyor. 31 Mart’ta sandıktan çıkan sonucun da büyümeyi tekrar canlandırmak için bir gerekçe olabileceği düşünülüyor. 

“2028’e kadar seçimsiz dönem olması zor”

DW Türkçe’ye konuşan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İşletme Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Öner Günçavdı, Türkiye’nin 22 yıllık AKP iktidarı döneminde ortalama 2,5 yılda bir sandık başına gittiğine dikkat çekiyor. Bu nedenle 2028’e kadar seçimsiz bir dönem yaşanmasını zayıf bir ihtimal olarak gördüğünü düşünen Prof. Günçavdı, “Erdoğan iktidarının dört yıl boyunca muhalefetle uyumlu bir biçimde ekonomide yapısal reformları hayata geçirmesini beklemek, AKP’nin tarihi ile uyumlu değil” diyor. 

İktidarın 31 Mart sonrası yeni dönemde kontrol edebildiği bir ekonomik yapı ve kamuoyu algısı oluşturmaya odaklanacağını belirten Prof. Günçavdı, şu görüşleri dile getiriyor:

“Piyasada AKP’nin olumlu bir ekonomi politikası yürüteceğini uman çevrelerin sadece arzusunu dile getirdiğini düşünüyorum. Böylesi bir beklentinin siyasi dayanağı yok. AKP’yi oluşturan KOBİ’lerin, müteahhitlerin, ihale çevrelerinin bir şekilde gönlünün hoş edilmesi gerekiyor. Bu nedenle toplumun tüm katmanlarını kapsayacak bir yapısal reform süreci yaşanmasını beklemiyorum. Zaten ortada bir plan, program da yok. Enflasyonla mücadeleyi zamana yayarak yapamazsınız.”

Gelir dağılımı hızla bozuluyor

Türkiye toplumunda 31 Mart sonrası ekonomiye ilişkin kaygılarla birlikte yüksek enflasyon nedeniyle gelir dağılımındaki bozulma da artıyor.

Credit Suisse ve UBS tarafından yayımlanan son verilere göre, Türkiye 21 Avrupa ülkesi içerisinde servet dağılımında görülen adaletsizliğinin en yüksek olduğu ülkelerin başında geliyor. Türkiye’de en zengin yüzde 1’lik kesim ülkedeki servetin yüzde 40’ını alıyor. Türkiye bu kritere göre Avrupa’da servet dağılımı adaletsizliği ilk sırada. 

DW Türkçe’ye konuşan Kadir Has Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erinç Yeldan’a göre Türkiye’nin seçimsiz geçireceği dönemde de gelir dağılımındaki bozulma artarak devam edecek. 

Erdoğan’ın her ne pahasına olursa olsun rant yaratmaya ve suni bir büyümeye ihtiyacı olduğunu vurgulayan Prof. Yeldan, “2021’den sonra önce Nas, sonra Çin modeli dendi. Türk mucizesi, Türkiye yüzyılı derken, hane halklarının tüketimine dayalı bir büyüme pompalandı. Bu şekilde sahte bir zenginleşme yaratıldı. Şimdi bütün bunların bedelini de çok yüksek enflasyon olarak ödedik, ödüyoruz” şeklinde konuşuyor. 

31 Mart seçimlerin sonrasında muhalefetin güçlenmesine rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uzlaşı yerine kendi bildiğini uygulamaya devam edeceğini öne süren Erinç Yeldan, “Asıl sorun tek adam sisteminde, mevcut Cumhurbaşkanlığı sisteminde. Bu noktada bir düzelme olmadan, ekonomide kalıcı bir düzelme sağlanamayacaktır” diyor.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir